5 Ağustos 2011 Cuma

9 Temmuz 2011 -ben öğrendiğimde öyleydi, sonrasından haberim yok.

Bedenin bizim disimizda bir hayati var. Aklinizin kabul etmedigini, beden sorgusuz sualsiz kabul ediyor kimi zaman. Ki o zaman zor zaman.


Eller titriyor, dizler yurutmuyor, yara, sivilce doluyor yakaniz, sol yaniniz. Basiniz donuyor duz yolda dusuyorsunuz, saga sola carparak yuruyorsunuz. Hayalet gibi falan degil, bildiginiz agirsiniz, koca dunya midenizde, gun gectikce buyuyor. Geciyor gunler, gunler geciyor. Espriler yapiyorsunuz, gulup sarkilar soyluyorsunuz. Bilimsel yayinlar onunuzde, yazilacak tez, okunacak makaleler. Okuyorsunuz, okuduklarinizi hic anlamadiginiz kadar anliyorsunuz.

Surekli ”gercekten” diyorsunuz konusurken. Gercekten. Gercekligin ne oldugu konusunda hicbir fikriniz yokken.

19 Haziran'da giden parcaniz siz ogrendiginizde mi gitmis olur aslinda bilmiyorsunuz. Ne degisti bilmiyorsunuz. Zaman nerede, ellerinizde mi bilmiyorsunuz. Aklinizdan cikmiyor, dusunuze girmiyor. Durumu onunuze gelene soylemeye basliyorsunuz. ”mekani cennet olsun” diyenler artikca mekaninin neresi oldugunu bileceginiz umudu icinizde.

Cok iciyorsunuz olmuyor, cok yiyorsunuz olmuyor, cok okuyorsunuz, cok yuruyorsunuz, cok konusuyorsunuz.. Kahkahalar atip kendi sesinizi duymaya calisiyorsunuz, ses icinizde gittikce kisiliyor. Kendinizi hissedemiyorsunuz. Bir yolunu ariyorsunuz, hissedebilmenin bir yolu olmali. Var elbet. Bulamiyorsunuz.

5. gunun sabahi, kimseler yokken, sarkilar cikiyor icinizden. Aglamaya basliyorsunuz. Gozlerinizi hissedebiliyorsunuz o an. Gozleriniz var. Zamani hissedebiliyorsunuz sonra. Cok olmus ayrilali. Gormeyeli. O gideli. Mekani cennet mi olmus bilmiyorsunuz. Ama mekani buranin disinda bir yer olmus. Artik biliyorsunuz.

Gececek biliyorsunuz.



.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder