Gündüz uykularından uyanmak. Tuhaf, huysuz bir tat bırakıyor damakta. Hastalık ya da yersiz uykunun ağırlığı değil bu, öz varlığın umulmadık duyumsanması.
Bellek edepsiz. Son okunanı değil, bedeni amaçsız gösterecek olanı bulup çıkarıyor. Yığınla görüntüden retinanın ardında tek bir cümle kalmış gibi.
''Bir kadın, bir dost, bir kent bir kerede terk edilemez. Hepsi birbirine benzer zaten. Aradan iki hafta geçince, Şanghay, Moskova, Cezayir birbirinin aynıdır.''
Atina, Londra, İstanbul birbirinin aynıdır.
11 Kasım 2012 Pazar
2 Haziran 2012 Cumartesi
Kod Adı: Anneanne
Dünyaya sadece kız çocuklarına yelek giydirmek, çoraplarını kollamak, yoksa (ki tabii ki yok)
ayaklarına patik geçirmek için gelmiş, yüz yıldır yalnız bu işi yapan ve yüz yıl daha yapacak
olan insan. Kadın.
Gücü yetse dünyadaki tüm kız çocuklarına yelek, patik giydirecek, yatmadan önce okunası
uyku duaları öğretecek, hep o baş ağrıtan nazarı kovmak için bir akciğer dolusu nefesi
doğmuş ve doğacak tüm kız çocukları için biriktirecek.
Dudaklarında hep, sebep bilinmeyen arapça kelimelerden / derman Allah'tan mırıltılar.
Dilenmemiş hayırlı kısmet kalmamalı ömrü bitene kadar.
Elinden düşürmediği tespihte tevekkülle ve çoktan göçmüşlerin özlemiyle tekrar tekrar edilen
intiharlar. Günah korkusu, yaşam yorgunluğu tespihi ve sesi ve gözleri. Varlığı etten kemikten
bir ayet-el kürsi.
Dünya dönüyorsa şayet ve hâlâ, sebep anneannelerin dudakları arasında / içindeki onca sızıya,
derman Allah'ta.
yanılgı biz insanlar için, kelebekler bu savaşa dahil değil
İçimi açtım sana.
İçini açmak için."
Birhan Keskin
Zamanı bilmiyorum, asırlar önce olmalı. Bambaşka bir gezegendeyiz. Ne yapıyoruz, nasıl yaşıyoruz hiçbir fikrim yok. Fotosentez yapıp günün belirli saatlerinde yüzümüzü güneşe dönüyor olmamız muhtemel.
Kim bilir kaçıncı hayatımız. Dünyaya düşüyoruz sonra. O benden daha sonra. Sonra sonra, çok sonra. Buluyor beni. Ya da ben onu buluyorum. Bilmiyorum. Bu konuda aklım biraz karışık.
Gezenti olmayagörsün insan, önceki hayatımda bitki olduğumdan mıdır nedir, gidişler üzerine kurmuşum yaşamı, onunla karşılaşmadan evvel. Bir gün çıkıp geliyor, giderayak yakalıyor elimden. Gitme demiyor, ‘’o ülke çok yağmurlu, ben güneş toplarım senin için’’ diyor. İnsan olan gider mi? Gidiyorum. Ama o kızmıyor. Güneşler topluyor eteklerinde. ‘’Orada çatılar çok sivri, gökyüzünü deliyor, ondan yağıyor onca yağmur’’ diyor. Okyanus ötelerinden, yollarda dolaşan kırmızı etekli kadınları gösteriyor bana. Ciddiyim. Nasıl başarıyor çözemiyorum, ama yapıyor. Şiirler yazıyor, görseniz yine yan yana ayçiçeği olmayı dilersiniz. Diliyorum.
17 oldu bir saat önce. İçinde dünyalar barındıran o bakışlar tam 17 yaşında şimdi. 17 güneş var eteklerinde artık. Ve binlerce düş avuçlarında. Nasıl taşıyabildiğini hiç sormadım. Görseniz siz de sormazdınız. İnanın.

Şu dünya işleri bir bitsin, kelebek olacağız bundan sonraki gezegende. Bunu konuşmadık henüz ama biliyorum. O da biliyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)